|
|
 |
|
|
Çin imparatoru, yaşlanınca, yerine geçecek oğlunu seçmek üzere, onları yanına çağırır. Artık ben yaşlandım der, tahtımı ve ülkemi bırakacağım oğlumu seçmek için aranızdan birini görevlendireceğim. Ancak bunun için size ufak bir görev vereceğim. Bu görevi başarıyla yerine getiren, benim yerime geçecek. Veliahtlar sevinmiş ve heyecanla, imparatorun vereceği görevi beklemişler. İmparator, her birine üçer tane büyük saksı getirmiş, birer de tohum vermiş. Şimdi bunları ekip getirin, en güzel bitkiyi yetiştiren benim yerime geçecek demiş. Yarış başlamış, üç veliahtın da annesi ayrıymış, hepsi tek tek anneleriyle konuşuyor, yardım istiyor, anneler de kendi çocuklarının kazanmasını istiyormuş. Vakit dolmuş, en küçük veliaht hiçbir şey yetiştiremezken, diğerleri birbirinden güzel bitkiler yetiştirmişler. Doğal olarak küçük veliaht, babasının huzuruna gitmek istemiyor, ağabeylerine mahçup olmaktan korkuyormuş. Annesi, oğlunu cesaretlendirmiş; Gitmelisin demiş, madem yarışmaya beraber başladınız, ama öyle ama böyle seçim günü sende orada olmalısın ve sonucu sukunetle karşılamalısın, demiş. İmparator, tek tek saksıları incelemiş, iki ağabeyi de yaratıcılıkları ve hırsları yüzünden tebrik etmiş. Ama küçük oğluna dönerek; Ülkemi ve tahtımı sana bırakıyorum demiş. Herkes büyük bir şaşkınlık içersindeymiş. İmparator gülümsemiş; her birinize aynı boş tohumu verdim ama siz ne yaptınız, benim verdiğim boş tohumu, canlısıyla değiştirdiniz. Küçük oğlumsa, saksıyı gerçek halinde bıraktı, hem de kaybedeceğini bile bile, hırs ve yaratıcılık güzel şeylerdir ama dürüstlükse en büyük erdemdir.
|